AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Aydemir Bey ve Afet Sonrası Eminönü (1956-1971)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
GodfreyxCeLLaD
5 lvl
5 lvl
avatar

Mesaj Sayısı : 63
Kayıt tarihi : 14/04/09
Yaş : 94
Nerden : Tekirdağ/Çerkezköy

MesajKonu: Aydemir Bey ve Afet Sonrası Eminönü (1956-1971)   Perş. Nis. 16, 2009 8:20 am

Aydemir Bey ve Afet Sonrası Eminönü (1956-1971)

1956'da bir gün...

"Eminönü Merkez Postane'sindeki yazıhanede, Aydemir Bey her zaman olduğu gibi, masasında oturuyor ve ince çerçeveli gözlüğünü takmış, yazılmış bir dilekçeyi dikkatle inceliyordu. Ben de karşısındaki masada, işten bunalmış, önümdeki kağıtları karıştırıyor, çalışıyor izlenimi veriyordum. Önce bir gürültü duyduk, yüksek bir ses. Birbirimize soran gözlerle baktık. Ardından pencereye yöneldik. Aydemir Bey'le gökyüzüne bakmaya başladık. Gökyüzü göz alıcı bir beyazlığa büründü. Ardından korkunç bir sarsıntı başladı, dakikalar sürdü bu. Ben kendimi, dosya dolabının yanına, yere atmışım. Yıkılan eşyanın, kırılan camların, korku içinde bağıran insanların sesleri bu gün hala kulaklarımda. Gözlerimi açtığımda Aydemir Bey'i hala ayakta gördüm. Hiç kıpırdayamamıştı anlaşılan. Önündeki cam tuzla buz olmuştu. Hala dışarı bakıyordu. Ben de dışarı baktığımda kırmızı bir dumanın yavaş yavaş her yeri kapladığını gördüm. Bir iki dakika içinde gün ışığı bile kesildi. Büyük bir toz kütlesi içeriye doldu. Genzim yanmaya başladı. Öksürüğüm tuttu, boğulacak gibi oldum. Aydemir Bey'in sesini hayal meyal duyabiliyordum. Beni kolumdan çekerek postanenin koridoruna çıkardı. Neden sonra, bir bardak su içtiğimi hatırlıyorum. İşte bütün hikayem bundan ibaret."

Katip Serbülent Bey - Kıyamet
hikayeleri Yazı Dizisi - Arzın Çocukları Haftalık Gazetesi 4.Nisan.1974

Aydemir Bey meteordan önce Eminönü Merkez Postane'sinde müdür olarak çalışıyordu. Otuzlu yaşlarına geldiği halde hala bekar hayatı sürüyordu ve artık bu durumdan biraz rahatsız olmaya başlamıştı. Ancak çalışmaya çok meraklı bir kişi olduğundan dolayı, sosyal yaşamı son derece hareketsizdi. Ve az beğenen biri olması sebebiyle taliplilerinin hepsini geri çevirmişti.

Varlıklı bir ailenin tek çocuğu idi. Başarılı bir öğrenciydi ve ailesi onunla gurur duyardı. Anne ve babasını lise yıllarında kaybetti. Amcası onu Harbiye'ye gönderdi. Harbiye'den mezun olduktan sonra, çeşitli illerde subay olarak çalıştı. Üsteğmenliğe kadar yükseldiyse de subaylık mesleğinin kendisine göre olmadığını anladı ve ordudan ayrıldı. Postane'de çalışması ise gene onu çok seven amcası sayesinde mümkün oldu.

Çalışmayı çok seven bir insan olmasının yanında, edebiyata da düşkündü. Zamanının önemli edebiyat dergilerinde A. Ekrem mahlası ile çeşitli şiirleri ve denemeleri yayımlanmıştı. Ancak bunu sadece çevresindeki bir kaç iyi arkadaşı biliyordu. Bu arada şunu da belirtmek yanlış olmaz herhalde; Aydemir Bey'in, üzerinde çalıştığı işle ilgili konularda kesin, sert bir duruşu vardı. Doğru olduğuna inandığı şeylerle ilgili çarpışmaktan asla çekinmezdi, bilakis bundan zevk duyardı. Ancak kendisi ile ilgili konularda bu sert tavır tamamen yıkılır ve bir o kadar çekingen ve mütevazı biri çıkardı karşınıza.

İşte bu ilginç karakterli adam, meteor zamanı gelene kadar, posta idaresinde müdürlüğe kadar yükselmişti ve meteordan sonra, dünyanın tamamen değişmesi ile birlikte felaketten kurtulan herkes gibi bomboş, orta yerde kalakalmıştı. Kendi deyimiyle "iki zaman dilimi arasındaki o kalın çizginin, bir tarafındaki gerçek dünyadan, diğer taraftaki dünya karikatürüne" adımını atmıştı.

Meteorun ardından 3-4 yıl, mahlukların istilası sebebi ile postane'de yaşadı Aydemir Bey. Ailesinden herhangi bir haber alamamıştı.

Tabii Aydemir Bey'in yaşantısına göz atarken, dönemin İstanbul'una da bir bakış atmamız yerinde olur.

1956 yılının 2'nci yarısında, meteorun ardından sağ kalanlar şehir meclisini kurdular. Ve bu meclis, önceki düzene mümkün mertebe devam edilmesi yönünde karar aldı. Tabii ihtiyaçlar yön değiştirdikçe, görevler oldukça farklılaştı. Çünkü dünya eski dünya değildi artık. Temel ihtiyaçları gidermeye dayalı bir politika güdüldü. Haberleşme de bu ihtiyaçlardan biri olduğu için, postane çalışmaya devam etti. Üstelik Eminönü'nde yıkımda ayakta kalan en uygun bina olduğu için , şehir meclisi de Büyük Postane'de toplanıyordu.

Şehir meclisinin aldığı karar doğrultusunda, ülkenin çeşitli yerlerine haberciler gönderildi. İlk hedef diğer iller ve hatta ülkeler hakkında bilgi toplanması idi. Belki bir yerde birileri kurtulmuştu ve bir göç ile bu kaostan kurtulma ihtimali vardı.

Bu atılım için herkes seferber oldu. Keşif ekipleri üzerine büyük yatırımlar yapıldı. Harbiye'den, Jandarma'dan sağ kalan birlikler bu keşif ekiplerinin temelini oluşturuyorlardı. Büyük bölükler halinde, defalarca seferler düzenlendi İstanbul dışına, başta Ankara olmak üzere bütün illere, hatta komşu balkan ülkelerine. Ancak hiç bir hedefe ulaşılamadı. Geri dönen birlikler hep çok uzağa gidemeyenlerdi. Mahluklar her yeri istila etmişti. Yeni bir ışık bulma çabası hiç yok olmadı ancak, bu çabaların 4-5 yıl sonra birinci gündem olmaktan çıktığı kesindi. 1956-1960 arasında yoğun olarak yaşanan bu dönem, daha sonra “Arayış dönemi" olarak adlandırıldı.

"Her gün, "bir yerden haber gelir mi? İstanbul dışından sağ kalan var mıdır acaba?" diye bir ümitle düşünürdük. Bu, 3-4 sene boyunca böyle devam etti. Ufak tefek haberler geldi tabii, ama bunlar, İstanbul dışındaki durumun ne derece büyük bir kaos içerdiği dışında en ufak bir tablo çizmiyordu. Sonunda 60'ların başında, artık bu araştırmalardan dolayı daha fazla kayıp vermenin anlamsız olduğuna karar verdik. Bizim için İstanbul harici bir gerçek yoktu. Bir yerlerde, birileri yaşıyorduysa eğer, onların gerçeği de orasıydı artık."

Umut Dergisi 1977 - Aydemir Bey ile 50'ler ve meteor konulu söyleşiden

"İlk gidenleri hatırlıyorum, şehir meclisi daha kurulmadan. Felaketten 3-4 ay sonraydı. Galata köprüsünün tamamını doldurmuşlardı. (O zaman köprü yıkılmamıştı. Bir kaç vapur hala çalışıyordu) Kaç kişiydi bilemeyeceğim. Sadece köprünün hınca hınç dolu olduğunu hatırlıyorum. Rotamız Ankara diyorlardı. Hemen hepsi silahlanmıştı. Bir çok aile vardı sokakta. İçlerinde ailemden kalan son bir kaç akrabam da vardı. Onları bir türlü ikna edememiştim. Köprü üzerinde, o kalabalık ve uğultu içerisinde, ben hala fikirlerini değiştirmeye uğraşıyordum. Vapura ayak bastıkları anda onlara katılıp katılmamakla ilgili tereddüt ettiğimi, kendimle savaştığımı hatırlıyorum. Mantığım kalmamı, kalbim gitmemi istiyordu. Sonuçta mantığım kaldı ve kalbim onlarla gitti. Hala merak ederim akıbetlerini?"

Felaket hikayeleri 2'nci baskı 1981. Mustafa Alkan Bey.

Aydemir Bey Şehir Meclisi'nin kurucu üyelerinden biri idi. Farkında olduğu bir şey vardı ki, bu şaşkınlık ve arayış döneminde, İstanbul gün be gün kaybediliyordu. 1958 yılında Beyaz Köşk diye bir oluşumun, dayanıklı bir fare ırkını, büyü yolu ile ürettiğini öğrenmişti güvenilir bir dostundan. Ve birilerinin Şehir Meclisi'nden çok daha hızlı ve planlı hareket edebileceği düşüncesi ilk kez o zaman kafasında şekillendi. Şehir Meclisi'nin, herkesin sürekli tartıştığı oldukça hantal bir yapı olduğunun en çok o zaman farkına vardı. Beyaz Köşke karşı olmadı ama desteklemedi de. İlgi ile onun yükselişini izledi. “Mansur Bey ve Kuklacı'nın fare adamları" ve büyünün yükselişi karşısında, uzun bir süre sessizliğini muhafaza etti. Aslında bu dönemde Aydemir Bey'in olaylar içerisinde aktif rol almayışının arkasındaki neden de, meteor öncesinde bir rastlantı sonucunda tanıştığı bir İstanbul hanımefendisi, Münevver Hanım ile arasındaki ilişki idi.

1961 yılında, Eminönü tarihinde ileride çok önemli rol oynayacak olan Şifa Yurdu, İstanbul'lu Selim Bey, İzmitli Mustafa Hoca ve Tarsuslu Derviş Hasan tarafından kuruldu. O tarihten itibaren Şifa Yurdu, Eminönü'ndeki insanlara daima manevi bir güç verdi.

1962 yılında Aydemir Bey, Münevver Hanım ile evlendi. 1965 yılında ilk çocukları dünyaya geldi.

"1955 yılı bir sonbahar sabahında, pastırma yazının ılık esintisi altında Sirkeci Garı'nın peronlarında dolaşıyordum. Pardösümü almayı ihmal ettiğimden dolayı hafif bir üşüme sarmıştı içimi. Bir kaç kez istasyon binasına girip çıktım bu yüzden. Bir konuğumu bekliyordum, uzak bir yerden gelecekti. Sonunda tren geldiğinde, bakınmak için binadan perona geri çıktım. Ve orada gördüm hayatıma anlam kazandırabileceğini düşündüğüm kadını. Gri geniş yakalı bir pardösü, kahverengi döpiyes ve aynı renkte bere, beyaz eldivenler ve beyaz bir ten. Bir dosya çantası taşıyordu. Bir süre durdu, ardından yürümeye başladı. Önümden geçip gidiyordu ki ansızın duraksayarak bana yöneldi ve bir soru sordu. Dönüş için bilet gişesini sordu yanlış hatırlamıyorsam. Herhalde doğru şeyi söyledim ki gülümseyerek teşekkür etti. Ardından konuğum göründü arkasından, belki bir iki soru sorarak bir sohbet başlatabilirim diye düşündüğüm bir anda. Ben de rica ederim dedim ve ayrıldık. Nice zaman sonra..."

Arzın Çocukları Haftalık Gazetesi'nden 22.Temmuz.1974 Aydemir Bey konulu yazı

1963 yılında Beyaz köşkün kapatılması için yapılan oylamada, olumsuz oy kullandı Aydemir Bey. Kapatılma kararından sonra, ünlü Beyaz Köşk ayaklanması yaşandı. Mahluklardan bağımsız olarak, insanlar arasında yaşanan ilk büyük trajedi... Bu olayın sonunda, ilk kez şehir meclisinden bağımsız bir oluşum meydana gelmişti. Beyaz Köşk, meclisi kapatmamıştı ama istekleri de bir bir yerine getiriliyordu.

Bir sene sonra gelen Mansur Bey'in intihar haberi, bütün Eminönü'nü sarstı. Olaylara rağmen Mansur Bey hala sevilen bir adamdı. Mansur Bey'in vefatının ardından, herkes Kuklacı'nın oldukça hırslı bir politika güdeceği ve meclisi kapatarak, her şeyi yönetimi altına alacağı konusunda endişeye kapıldı. Ancak Kuklacı, halkı ve Şehir Meclisi'ni şaşırtarak, Beyaz Köşk'ü Eminönü siyasetinden dışarı çekmişti. O ayrılana kadar olan üç senelik dönemde, meclis eskisi kadar olmasa da, yeniden otorite kazandı.

"Garip bir kişilikti bu Kuklacı. Tuhaf da bir maske takardı. Bir kez konuşmak nasip olmuştu. Önemsiz bir konu hakkında edilmiş bir kaç söz. Gariptir, karakterleri tahlil etme yeteneğime son derece güvenirdim, ama kuklacının nasıl biri olduğunu hiç algılayabildiğimi sanmıyorum. Başta her şeyi bir hesapla yaptığını düşündüm, sonuçta çok güçlü bir büyücü ve çok zeki bir adamdı. Hırslı olduğunu da düşünüyordum açıkçası. Ancak Mansur Bey'in vefatının ardından bu tezlerim de çürüdü."

Umut Dergisi 1977- Aydemir Bey ile 50'ler ve meteor konulu söyleşiden

1965 yılı sonrasında, Aydemir Bey, Eminönü politikası ile bu kez izleyici olarak değil, aktif olarak ilgilenmeye başladı. Daha önce Merkez Postanesi'nde tanıştığı çalışma arkadaşlarından Nihat Bey ile, Demirgül bölgesinin temsilcisi seçildi. Bu bölgeyi, Eminönü ve dolayısıyla İstanbul politikasında söz sahibi yapmak için, bir çok önemli kişi ile yapıcı ilişkiler kurdu. Çarşı bölgesinin en önemli temsilcisi Celal Hakkı Bey ile çok güzel bir dostluk kurdu. Babı-ali bölgesinden, mahluklar konusunda bir çok araştırmaya imza atmış, eski gazeteci Agah Bey'in de desteğini kazandı. Agah Bey, aktif siyasete çok bulaşmamış olsa da, çok bilgili ve sözü dinlenen bir adamdı. 1963 yılında mahluklar hakkında o zamana kadar yazılmış en geniş içerikli kaynak olan, "Saklı türler" isimli kitabı yayımlamıştı.

1966 yılında, Şifa Yurdu ilk iyileştirme yeteneklerini göstermeye başladı. Yaratıklarla savaşan askerlere verdikleri şifa, Eminönü için büyük bir moral kaynağı oldu. Bu tarihten sonra pamuk ipliğinin, İngiliz sicimine dönüşmesi yolunda önemli adımlar atılacaktı.

Gene 1966 yılında, Gaffar Bey'in desteklediği, Genç Bilgililer adındaki araştırmacı grup, büyük bir jeneratör yapımını başarıyla gerçekleştirdiler. Bu yapı meteor bölgesinde keşfedilen bir yer altı su kaynağının üzerine kurulmuştu. Eminönü enerji ihtiyacının önemli bir bölümü bu yapıdan elde edilmeye başlandı.

1967 yılında Kuklacı'nın şehri terk etmesi ile birlikte, Mansur Bey'in kuzeni beyaz büyücü Azat Efendi, Beyaz Köşk'ün başına geçti. Aydemir Bey, Azat Efendi'de bir liderlik kabiliyeti görmüyordu. Onun dileği, Gaffar Bey'in köşk yönetimine geçmesi idi. Ancak Gaffar Bey zaten köşk üzerinde hak iddia etmeyeceğini baştan belirtmişti.

Kuklacı'nın ayrılmasını müteakiben gerçekleşen fare adam ayaklanmaları, Beyaz Köşk'ün güç ve otoritesine büyük darbeler indirmeye başladığında, Şehir Meclisi'nden bazı gizemli kişiler, meclisten bağımsız gizli bir kurul meydana getirdiler. Bu kurulun amacı tam olarak bilinmese de, gelecekte şehir meclisine gizli toplantı mekanı ayarlanmasından, bazı aranan kişileri saklamaya kadar bir çok olayın içerisinde yer aldığı düşünülmektedir. Bu kuruldaki bazı kişiliklerin ismi, sonradan halk tarafından öğrenildi. Aydemir Bey'de bunlardan biri idi.

1971 yılında Arzın Çocukları haftalık gazetesi yayın hayatına başladı. Agah Bey'in eski bir arkadaşı olan, Selami Bey'in yönetimindeki gazete, yayınlandığı dönemin aksine, hiddetli demeçlerden uzak, araştırmacı bir içerikle ortaya çıktı. Gazetenin editörü, Selami Bey'in yeğeni, Handan hanım'dı.

Azat Efendi döneminde zayıflayan ve saldırganlaşan Beyaz Köşk, 1971 yılında Eminönü'nde sıkı yönetim ilan ediyor ve Büyük Postane'deki Şehir Meclisi'ni kapatıyordu. Aydemir Bey'in de üyelerinden olduğu yeni ve daha küçük meclis, bu olay öngörülerek, gizli bir bölgede açılıyordu. Bu gizli bölgenin sonradan, isyancı fare adamların kontrolü altındaki bölgeden kiralanan, karaya vurmuş bir kuru-yük gemisi olduğu açıklandı.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Aydemir Bey ve Afet Sonrası Eminönü (1956-1971)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Mesaj sonrası bilgilendirme
» 12. BÖLÜM SONRASI

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: GENEL FORUM ALANI :: GENEL SOHBET & SERBEST KÜRSÜ BÖLÜMÜ-
Buraya geçin: